Alıntı – Genç Kaynanamla 2.bölüm

Yürüye yürüye kaynanamın evine vardığımda saat 23:00’e geliyordu. Binanın kapısı kapalı olduğundan zile bastım. Az sonra zilin yanındaki minik hoparlörden kaynanamın korktuğunu belli eden sesi geldi, “Kim o?” diye. Bu saatte birini beklemediğinden çalan zil onu korkutmuştu. “Benim, Orhan!” dediğimde, “Orhan?” dedi şaşırarak. “Hayrola, ne oldu?” deyince, “Ya açsana kapıyı, soru sorup durma!” dedim karşılık olarak. Kapı cızırdayarak açıldı az sonra, ben de içeri girdim. Merdivenleri ağır ağır çıkarken kaynanamın kapısı açıldı.

Beni görünce, “Hayırdır, ne oldu?” diye sordu merakla. “Geç içeri, içerde konuşalım!” dedim ayakkabılarımı çıkartırken. Meraklı ve tedirgin gözlerle bakarken peşinden içeri girip kapıyı kapadım. “Ne oldu Orhan, bu saatte ne işin var burada, Arzu nerede, kavga mı ettiniz yoksa?” diye nefes almadan soruları sıralayınca, “Yok be ne kavgası, Arzu yattı, kahveye gidiyorum deyip buraya geldim!” dedim. Sonra da, “Geç otur şöyle, konuşacaklarım var seninle” dediğimde, “Ne konuşacaksın?” diye sordu koltuğa oturmadan önce.

“Arzu ile arandaki mesele ne? Bu akşam aradın onu, seninle konuşmak için arka odaya geçip kapıyı kapattı, ne oldu?” diye sordum. “Bizim aramızda!” dedi. “Ne var aranızda sizin, söylesene!” dediğimde, “Ha!” dedi şaşkınca. Sonra da, “Yok, bir şey yok, ne olacak ki, ana kız arasındaki mesele!” dedi. Benden gizlediği bir şey olduğu çok açıktı. “Ne işte, o mesele ne, aranızdaki konu ne söylesene!” dedim yanıt olarak. “Seninle bir ilgisi yok!” derken sözünü kesip, “Ya benimle ilgisi var yada yok, ben onu sormuyorum, nedir sizin derdiniz, ne var aranızda?” dedim tepki göstererek.

Derin bir iç geçirdi önce, söylesem mi söylemesem mi diye kararsız kaldıktan sonra, “Tamam ama benden öğrendiğini belli etme ona!” dedi önce. Sonra da merak ettiğim meseleyi anlattı: “Salim yaşarken kardeşinden on bin lira borç almıştı. Karşılığında da senet imzalamıştı. Kardeşi senetsiz vermem demişti. Bunun beş binini geri ödedik, senetlerini aldık ama sonra hastalanınca kaldı. Salim ölünce kaynım (Yenge ben o kalan parayı istemiyorum, borcun falan yok!) dedi. Ama eltim bugün o kalan parayı istediklerini söyledi. E siz istemiyoruz demiştiniz, ne oldu böyle deyince (Bizim de durumumuz sıkışık, zor durumdayız!) falan filan bir sürü laf edip durdu. (Vermezsen o senetler halen duruyor, onları işleme koyarız!) deyince de başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Senetlere beni kefil olarak yazmışlardı. Ağzıma geleni söyleyip çıktım…” dedi.

“Arzu’yu da bunun için aradım. Sen bana o parayı ver Orhan’dan gizli, ben sana parça parça öderim dedim. Ama yanaşmadı, (Benim param yok!) dedi. Olduğunu biliyorum, senden aldığı paraları biriktirip bankaya yatırdığını biliyorum, ama yanaşmadı parayı vermeye. Seni de aramak istemedim, bana zaten destek oluyorsun bir de bunun için arayıp rahatsız etmek istemedim. Kader’i aradım ben de, durumu anlattım, (Tamam, sen merak etme ben veririm!) dedi sağ olsun. O gönderecek bana parayı. Ben de Selime’ye verip senetleri alacağım…” diye ekledi.

Anlattıkları fena halde canımı sıktı. Kayınbabamın kardeşi ve eltisi Selime’ye küfrettim. Yaptıkları şerefsizlikti. Ancak karımın yaptığı da başka bir şerefsizlikti. “Arasana beni, ne diye Arzu’yu arıyorsun, böyle şeylerde bana haber ver!” dedim. “Ne bileyim, çekindim!” deyince kalkıp yanına oturdum. Elimi omzuna atıp, “Ya güzelim, biz artık neyiz seninle, karı koca değil miyiz?” diyerek yanağından öptüm. Kaynanam utangaç bir genç kız edasıyla kendini geri çekmeye çalıştı önce, sonra da, “Arzu bilmiyor buraya geldiğini, di mi?” diye sordu.

“Dedim ya, kahveye gidiyorum dedim, zaten yattı o, sabaha kadar uyanmaz!” dediğimde, “Niye bu kadar erken yattı?” diye sordu bu sefer. Ona (Sikiştik, sonra da yattı!) dememek için, “Bugün yaş günü kutlamasında yorulmuş, onun için!” diyerek yanıt verince, “Haa!” dedi kaşlarını kaldırarak.

Sarı puantiyeli bir pijama ile beyaz bol bir tişört vardı üzerinde. Kumral saçları sırtına dökülüyordu. “Ayrıldığımızdan beri çok özledim seni, şunun şurasında kaç saat oldu ama burnumda tütüyorsun!” diyerek dudağının kenarından öptüm. Utanmış gibi, “Ben de!” dedi gülümseyerek. Beyaz boynunu öptüm, etini emdim. Kaynanamın çok hoşuna gitmişti, ancak, “Gitsen iyi olur Orhan, Arzu kalkıp arayabilir!” dedi dudaklarımı boynundan çektiğimde. “Uyanmaz o, söyledim ya sana, korkmana gerek yok!” dedim.

Ancak kaynanam korkusunu üstünden atamıyordu bir türlü. Sürekli benzer sözlerle gitmemi istiyordu. “Birer kahve yap da beraber içelim önce, ondan sonra giderim!” dediğimde, “Tamam!” dedi itiraz etmeden ve kahveyi yapmak için mutfağa geçti. Gitmek gibi bir niyetim yoktu, ama onu da ürkütmek istemiyordum. Birkaç dakika sonra elinde bir tepsiyle geldi. Kahvenin yanına iki de küçük lokum koymuştu. Yan yana oturmuş orta şekerli kahvelerimizi içerken kaynanamla kızlarım hakkında konuştuk.

Sonunda kahvem bittiğinde, kaynanam, “Hadi Orhan!” dedi kalkmam için. “Ya niye kovmaya çalışıyorsun beni?” deyince, “Kovma falan değil, bu saatte burada olmaman gerek!” dedi. “Ya sen benim kayınvalidem değil misin, ne olmuş, ben de senin damadınım, yabancı mıyız?” dediğimdeyse, “Orhan konuşturma şimdi beni!” dedi elindeki kahve fincanını sertçe tepsiye koyarken. Geriye yaslanıp, “Bu gece seni sikmeden şuradan şuraya gitmem!” dediğimde, “Tövbe tövbe!” dedi başını sallayarak.

“Orhan delirdin mi sen, hadi bak saat kaç oldu!” dedi eliyle de kalkmamı işaret ederek. “Valla ben çok ciddiyim, hiç öyle gitmek gibi bir niyetim yok!” dediğimde bu kez gözlerini üzerime dikip uzun uzun baktı. Ardından da, “Sen bunun için geldin buraya değil mi, aranızdaki meseleyi merak ettim falan filan yalan!” deyince, “Eh, o da var tabii, senin tadını almışım bir kere güzelim, aklımdan çıkmıyorsun ki!” dediğimde, gülümseyerek, “Sapık!” dedi.

Kaynanamın beden dilini çözmüştüm. Bu gülümsemesi onun da en az benim kadar sikişmek istediğinin işaretiydi. Elini tutup öptüm. “Nerde yapalım, senin odanda mı?” dediğimde yüzü ciddileşti ve sert bir sesle, “Tövbe tövbe, kocamın yatağında olur mu?” dedi. “Kocan mı kaldı, adam ölüp gitti!” deyince, “Ya git işine, manyak mısın nesin?” dedi tepki göstererek. “Tamam o zaman, Tufan’ın odasına gidelim!” dediğimde yumuşar gibi oldu. “Hadi gel bakalım!” dedim ve elinden tutup kaldırdım. Birlikte Tufan’ın odasına geçtik.

Tufan askere gittiğinden beri hiçbir şey değişmemişti odada. Her şey o günkü gibi duruyordu. Tek kişilik yatağa bakıp, “Göt kadar yatak bu, nasıl olacak bunun üstünde?” dediğimde kaynanam sessiz kaldı. Doğru söylediğimi o da biliyordu. “Senin odana gidelim!” deyince bu kez itiraz etmedi. Kaynanamın büyük yatak odasının kapısını açtım. Büyük pencerenin perdelerini henüz çekmemişti. Işığı yakmadan önce kalın perdeleri sıkıca çektim. Kaynanam ışığı açtı, hareketlerinde heyecan ve tedirginlik vardı.

Kayınbabam ile evlendikleri gün fotoğraf stüdyosunda çektirdikleri büyük, çerçeveli bir fotoğraf yatağın başındaki duvarda asılıydı. Kaynanam henüz 17 yaşındaydı evlendiğinde. Beyaz kapalı gelinliğinin içinde tüm güzelliği, canlılığı ve tazeliği ile kocasının elinden tutmuştu. Kayınbabam ise 30 yaşındaydı. Siyah gür saçları, kalın bıyıkları ve boynuna taktığı büyük kırmızı papyonu ile komik görünüyor ve eski zamanın taverna şarkıcılarına benziyordu.

“Şunu kaldırsana!” dedi heyecanını gizleyemeyen bir sesle. Yatağın üstüne çıkıp büyük fotoğrafı aldım duvardan. Fotoğrafı duvara dönük şekilde yaslarken kaynanam da eskimiş makyaj masasının üzerinde bulunan birkaç fotoğrafı kaldırıp çekmecelerden birine koydu. Bunlarda da rahmetli kocası, Tufan ve Arzu vardı. Sonunda her şey tamam olmuştu.

Karşımda ne yapacağını bilmez halde dururken, “E hadi soyunsana!” deyince, “Tamam!” dedi fısıltıyla. Ben üstümdekileri çıkarırken o da önce pijamasını ardından da tişörtünü çıkardı. Altına krem renkli slip külotla sutyen giymişti. Slip külot kasıklarını sıkmış, amının etli dudaklarını ortaya çıkartmıştı. “Güzelmiş çamaşırların, nerden aldın?” diye sorunca, “Arzu almıştı anneler gününde.” dedi. Benden gizli almıştı demek ki. “Hadi ya?” dedim şaşırarak ama Arzu’nun bu davranışı hoşuma gitmişti. Az sonra külotunu ve sutyenini de çıkarıp yanıma uzandı.

Kaynanamın yatağı bizimkinden de genişti. “İnsanın böyle yatağı varken boş kalması doğru olmaz!” dedim. Yanaklarını öpüp memelerini avuçlarken, kaynanam, “Bundan sonra sen doldurursun o zaman!” dedi sağ elini aşağı atıp yarağımı tutarken. Daha birkaç dakika önce (Kocamın yatağında olmaz!) diyen kaynanam şimdi 180 derece tersini söylüyordu. Ama beni çok mutlu etmişti bu sözleriyle. Dudaklarını emerken karşılık veriyor, yarağımı daha sıkı tutuyordu. Memeleri elledikçe balon gibi şişip büyüyordu sanki. Eliyle 31 çektiriyordu yarağıma. Bense memelerini emmeye başlamıştım bu sırada. Etli uçlarını emiyor, ısırıyordum durmadan. Kaynanamın kısık sesle çıkardığı zevk iniltilerini duyuyor, sıcak nefesini yüzümde hissediyordum.

Sağ elimi memelerinden çekip amına attığımda amının çoktan sulandığını, sikilmeye hazır hale geldiğini gördüm. Ancak aklımda götü vardı, bu gece onu götünden sikecektim. “Götten yapalım!” dediğimde, “Olmaz!” dedi tepkiyle. “Tamam demiştin gündüz, niye itiraz ediyorsun şimdi?” deyinceyse, “Hazır değilim!” dedi. “Güzelim korkmana gerek yok, ben her şeyi ayarlarım, sen çekinme, rahat ol, kendini bana bırak yeter ki!” dediğimde önce sessiz kaldı. Saçlarımı okşadıktan sonra sağ dirseği üzerinde doğrulup korkulu gözlerle baktı. “Canımı yakma!” dedi fısıltıyla. “Korkma!” dedim yanağından öptükten sonra.

“Yüz üstü uzan sen!” deyince yavaşça yaptı dediğimi. “Bacaklarını aç!” dediğimde de itiraz etmeden yerine getirdi. Dolgun ve beyaz göt yanaklarını kavradım, bir süre avuçlayıp sıktım. Onları iki yana ayırdığımdaysa beklediğim manzara karşımdaydı. Kaynanamın kısa siyah kıllarla kaplı göt deliği hemen önümdeydi. Eğildim, dilimi uzattım ve terli göt deliğinin ağzına hafifçe değdirdim. Kaynanam irkildi önce, başını yana çevirmiş bana bakıyordu. Göt deliği temizdi, herhangi rahatsız edici bir koku yoktu şansıma. Aynı şeyi bir kez daha ama bu sefer bastırarak yaptığımda kaynanamın göt yanakları sertleşti. Kısa siyah kıllar dilimin ucuna minik birer iğne gibi batmıştı.

Bir kez daha göt deliğini dillediğimde kaynanamdan bu kez hafif bir inilti çıktı. “Hoşuna mı gitti?” diye sorunca, “Bi tuhaf oldum!” dedi. Dilimi bu kez daha uzun ve bastırarak tuttum göt deliğinde. Deliğin ağzını külahtaki dondurmayı yalar gibi yalıyordum. Kaynanam ellerini iki yana açtı, yüzünü bastırmıştı yatağa. Bana bakmaya çalışıyordu. Birkaç sefer daha yaptıktan sonraysa, kaynanam, “69 yapalım, ben de seninkini ağzıma alayım!” deyince, “Vay, sen 69’u nerden biliyorsun?” diye sordum gülerek. Kaynanam doğrulurken, “Sen de beni iyice kör cahil belledin herhalde!” dedi alınmış gibi.

Ben yatağa sırtüstü uzanırken o da ters şekilde üzerime çıktı. Kaynanamın sulu bir şeftaliye benzeyen etli amıyla dil darbelerimle iyice ıslanan göt deliği ağzımın ucundaydı şimdi. Amının koyu pembe, etli dudaklarını parmaklarımın ucunda sıkarken kaynanam yarağımı ağzına almıştı bile. Yarağımın kafasını emiyordu nazikçe. Sol eliyle yataktan destek alırken sağ eliyle kavradığı yarağımı emiyor, kafasını dilliyor bazen de ağzına dibine kadar almaya çalışıyordu. Bense ayırdığım amının içini dilimle ve ağzımla dolduruyordum. Amının sıcak ve yağlı zevk sıvıları dilimi kaplıyordu. Göt deliğini de ara ara dillemeye devam ediyordum ama asıl ilgi alanım şimdi kayganlaşmış ve vıcık vıcık sulanmış amıydı.

Karımla yaşadığım sikişin üzerinden çok zaman geçmemişti, ama şimdi annesinin yatağındaydım. Babasından kalan kutsal yatakta annesini sikecektim. Kaynanamın yoğun ve ıslak saksosu yarağımı daha da sertleştirirken amının ıslaklığı da her geçen saniye çoğalıyordu. Dilimi amının kızıllığına sokmuş, derin ve geniş boşluğun içinde gezdiriyordum. Ara sıra göt deliğine attığım dil darbeleri kaynanamın sıkı göt yanaklarını taş gibi sertleştiriyordu. Göt yanaklarına birkaç şaplak attım, hamur gibi sıkıp yoğurdum. Bu anlarda kaynanam başını kaldırıp indiriyor ve yarağımı daha çok alıyordu ağzına. Harika bir duyguydu. Derin derin somuruyor, emiyordu yarağımın kafasını. Sağ elini şişen taşaklarımın üzerinde gezdiriyor, onları hafifçe sıkıyor, okşuyordu.

Kıllı göt deliğini her iki başparmağımla ayırdım. Deliğin içi gündüz kızarmış gibi görünüyorken şimdi koyu bir karanlığa bürünmüştü. Kaynanamın bu pozisyonda sarkan memeleri kasıklarıma, bacaklarıma değiyordu. Ancak saksoya ara verdiği bir anda yarağımı iki memesinin arasına aldı. Memelerini sallayarak yarağıma çarptırdı ardından. “Harikasın!” dedim keyifle.

Amının etli dudaklarını daha bir iştahla emmeye başlarken sağ başparmağımı da götüne soktum. Parmağım kolayca ilk boğumuna kadar içine girerken kaynanamın dolgun göt yanakları bir sertleşip bir yumuşuyordu. Bundan zevk aldığını görüyor, hissediyordum. Kalçalarını, sırtını ve belini okşuyor, göt yanaklarında gezdiriyordum sol elimi. Götündeki parmağımı ileri geri oynattıkça göt deliği açılıp genişliyordu. Amını dillemeye, emmeye de devam ediyordum yine.

Kaynanam bu ara doğruldu ve yüzüme oturur gibi bir vaziyet aldı. Amı ağzımla bütünleşmişti şimdi. Götündeki parmağımı çıkardım. Amını dilleyip emerken göt yanaklarını avuçlayıp sıktım. Bu sırada o da boş durmayıp amını ovalıyordu hararetle. Bir yandan da fısıltılı zevk iniltilerini çıkartıyordu. Amı yağ sürülmüş gibi kaygan ve bir kor gibi yakıcı haldeydi. Yüzüme oturmuş halde kendini ileri geri sallıyordu. Zevk denizinde yüzüyordu kaynanam. Ancak bu anlarımız, “Sik beni aşkım, hadi sik beni!” sesleri ile kesintiye uğradı. Kaynanamın alev alev yanan bedeni yarağımla buluşmak için sabırsızlanıyordu. Öne doğru eğildi önce, sonra da doğrulup kalktı.

Yarağım demir bir sopa gibi kalkmış, havaya dikili halde sallanıyordu. Kaynanamın saksosu ve zevk sıvıları ile ıslanmıştı. Kaynanam yüzünü bana dönerek üzerime oturur gibi çömeldi, yarağımı sağ elini arkaya atarak kavrarken amına hizaladı. Yarağım amına girerken, “Götten istiyorum ben!” dedim. Ancak kaynanam sert ve otoriter bir sesle, “Önce amımın yangınımı söndür!” dedi. Yarağım amına tamamen girdiğinde ise, “Ufffff!” diye sağlam bir inilti döküldü dudaklarından. Saatler sonra yarağım yeniden amındaydı. Kim bilir kaç zaman sonra kendi yatağında bir yarak amıyla buluşuyordu. Ama şimdi bir fark vardı, önceki yaraklar kocasınınken şimdiki damadınındı.

Kontrolü kaynanam almıştı eline. Götünü kaldırıp indiriyor, üzerimde ileri geri yaylanıyordu. Dizlerini yatağa dayamış, ellerini de başımın iki yanından bastırmıştı yatağa. Hareket ettikçe memeleri de oynuyor ve yüzüme ufak tokatlar atıyordu. Kaynanamın hareketleri hızlandıkça ‘Şop şop şop!’ sesleri de çoğalıyor, büyük odanın içinde yayılıyordu. Eski ve büyük yatak da ağır ağır sallanıyordu. Tepemizde yanan çiğ sarı ışığın altında kaynanamın bembeyaz vücudu ter damlaları altında parıldıyordu. İkimiz de zevkle inliyorduk. Ara sıra ellerimi göt yanaklarına atıp onu biraz havaya kaldırıyor ve alttan büyük bir güçle pompalıyordum amına. Kaynanamın iniltileri çoğalıyor, bir yandan da, “Uhhhh, Orhhaaann, sikkk, aşşşkıımmm, sikkk!” diye diye söyleniyordu. Sert sikilmekten hoşlanıyordu kaynanam.

Arzu’nun amına boşalalı çok zaman olmamıştı. O nedenle yeniden boşalmam gecikiyordu. Bu durum kaynanamın hem hoşuna gidiyor, hem de, “Yoruldum, gelmedin mi daha?” diye söylenmesine sebep oluyordu. “Sen geldin mi?” diye sorduğumda inlemelerinin arasında, “Eveettt!” dedi uzun bir haykırışla. Kaynanam boşalmıştı ama fark etmemiştim bunu. Sonunda daha fazla devam edemeyecek hale geldiğinde durdu. Yarağım halen amındaydı. Üzerime iyice eğildi. Memelerini uzun uzun emerken alttan çalışmaya başladım. Kaynanam yarak darbelerimle öne doğru kaymamak için elleriyle omuzlarımdan tutunuyordu sıkıca. Şiddetli ve yoğun ‘Şop şop şop!’ seslerinin arasında osuruğa benzer sesler gelmeye başlamıştı amından.

Kaynanam inim inim inliyordu ama sebebi acı değil aldığı tarifsiz zevkti. Ben de inliyor, zaman zamansa, “Kocan da böyle siker miydi seni?” deyip duruyordum. Ancak kaynanamın bu soruma cevap verecek hali yoktu. Sonunda götüne girmeyi beklerken sarsıla sarsıla amına boşaldım kaynanamın. Boşalırken de pompalamaya devam ettim. Hareketlerim zirve noktasına gelmişti, çıldırmış gibi sikiyordum kaynanamı. Ancak o bundan çok büyük zevk alıyordu.

Boşalmam sona erip de durduğumda kendini bıraktı. Dolgun ve yapılı vücudu hamur gibi yumuşamıştı. Vücudunda kemik kalmamıştı sanki. Avuçlarımın altında, kollarımın arasında etini hissediyordum fazlasıyla. Götüne birkaç şaplak attıktan sonra kalktı üzerimden ve kendini yatağa bıraktı. Sarıldık sıkı sıkı. Terden sırılsıklam olmuştuk. “Çok güzeldi!” dedi başını göğsüme koyarak. “Götten istiyordum ama gene amından siktirdin!” dediğimde, “Olsun, günler çuvala mı girdi?” dedi gülümseyerek. Sessizce yatarken memelerini sıkıp yoğurdum bir çocuğun oyun hamuru ile oynaması gibi. O da sertliğini kaybedip inişe geçmiş yarağımı okşuyordu.

Birkaç dakika sonra, “Burada banyo yap, evde yaparsan Arzu şüphelenebilir!” dedi. “İyi tamam!” derken kendisi kalkıp banyoya geçti. Bir dakika kadar sonra kapıda belirdi, “Gel hadi sıcak su akıyor!” dedi. İstemeye istemeye kalkıp banyoya geçtim. Kaynanam küçük elektrikli şofbeni açmış, plastik büyük bir kovaya sıcak suyu dolduruyordu. Oturma teknesindeki tabureye oturduğumda kovadan aldığı sıcak suyu üstüme döktü. Bir life bolca kalıp sabundan sürdükten sonra çocuğunu yıkayan bir anne gibi beni yıkayıp temizledi.

Yıkanmam bittiğinde, “Geç şimdi, ben seni yıkayayım!” dedim, ama kaynanam, “Ben yıkanırım, sen kurulan hemen, üstünü giyin!” dedi. Kenarları sökülmüş, büyük ve kalın bir havluyu uzattı. Bununla iyice kurulandıktan sonra yatak odasında duran kıyafetlerimi giyindim. Kaynanamsa külotunu ve tişörtünü giymişti. “Yarın sabah bize gel kahvaltıya, tamam mı?” diyerek yanağından öptüm. “Tamam, bakarım!” dedi gülümseyerek. “Bakarım falan deme, gel işte. Saat 10’da gel, güzel bir kahvaltı yapalım!” dedim itirazla. “Tamam, gelirim!” dedi bu kez ve ardından, “Hadi geç kalma sen, dikkat et!” diyerek kapıyı yavaşça açtı.

Son bir kez dudaklarından öptükten sonra çıktım. Arkamdan kapıyı yavaşça kaparken sessizce merdivenlerden indim. Binadan çıkınca serin hava yüzüme çarptı. Eve dönmeden önce mutlu ve keyifli bir halde yürüdüm sokaklarda. İlk defa milli olan bir delikanlı gibiydim.

Eve geldiğimde vakit gece yarısını geçiyordu. Yavaşça açtım kapıyı. Arzu ve çocuklar mışıl mışıl uyuyordu. Artık güzel bir uykuyu hak etmiştim. Soyunup girdim yatağa. Ama kaynanamla gün içinde yaşadıklarımı düşünmekten gözüme uyku girmiyordu bir türlü. Sonunda uykuya daldığımda saat dörde geliyordu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir